Her şeyi unutuyorum. Unutmak istemediğim güzel deneyimlerimi ise, kıyamadığımdan kağıda kaleme döküyorum. Ki izi belli olsun.
O yüzden burası; kendimin kendime notları. E siz de bu durumda okuyucu olarak, şahidimsiniz. Keyifli okumalar!

Cüneyt Nergiz

Published by

on

16 Mart 2025 Pazar akşamı yani dün, Aylak Bar’da Cüneyt Nergiz’in yeni gösterisini izledik. Ben neden kendimi bu denli stand uplara verdim? Onun bir analizini yaparak başlamak istiyorum.

Öyle ya da böyle, oyunlarda çok hayal kırıklığı yaşamaya başladım son zamanlarda. İstediğim gibi güzel işlere hiç denk gelemiyorum, ve tiyatroya gitmeyi son zamanlarda çok riskli buluyorum. Eskideeeen edebiyatı yapmak istemiyorum ama gerçekten de, eskiden ne güzel oyunlar varmış ya, ve ne keyifle izlenesiymiş her biri. Şimdi o tadı alamıyorum, nedenini analiz edebilecek kadar olaya hakim değilim, ama bu gözlemimden %100 eminim. Pandemi sonrası önlenemez bir düşüş var.

Ya konular çok ağır, ya çok yavan, ya gerçeklikten uzak, ya çok abartı. Ya ya ya. Ama stand up öyle mi? Gülmece güldürmece el üstünde kaydırmaca bir durum var. Eğer stand upçı iyiyse, kolektif olarak bir katılım da gözlemleniyor, hep beraber aynı duygudaşlıkta buluşuyoruz. Tiyatroda herkes her yerde, kimi sıkılıyor, kimisi pür dikkat izleyip düşüncelere, kimisi duygulara kapılıyor, kimisi de hülyalarda bambaşka alemlerde geziniyor. Odak o denli toplu değil.

Mizah insanları birleştiriyor bence. O yüzden de çok kıymetli, o yüzden de bu şekilde bir patlama yaşıyoruz ve o ayrışma duygumuzdan uzaklaştığımız, nefes aldığımız kendi baloncuklarımızı irili ufaklı oluşturuyoruz. Bir de bir arkadaşımın gözlemi, tiyatro çok kadın kadın bir hal almış demişti, gerçek mi bilmiyorum, nöbetçi sosyologlar göreve ve fakat, stand upta bu kadın-erkek dengesinin de düzgün olduğundan söz edebiliriz. Hatta erkekler daha bile ilgili diyebilirim. Bu da bir dipnot olarak şuraya iliştirilsin. Denge güzeldir.

Bu upuzun girizgahtan sonra gelelim, Cüneyt Nergiz’e. Şimdi adam çok ofansif bir mizah anlayışına sahip. Resmen “gelin beni linçleyin de ben oradan bir yürü ya kulum olayım” diyor. Muş’un bir köyünde büyümüş, 9 çocuklu bir ailenin ferdi olarak, bravo yahu yapmış adam denecek şekilde okumuş, etmiş, fizyoterapist olmuş biri ve fakat engelli danışanlarını mizahına alet ediyor. Ya da Fetö şakası yapıyor. Yalan yok güldüm de ve çok da komikti, ama gülerken “ay güldüğüm için pişman olmalı mıyım”, dedim içimden. Şöyle bir ağız dolusu (bu tanım için bakınız önceki girişlerim) kafa rahatlığıyla gülemedim. Arada kaldım resmen. Bu durumda sorulması gereken soru şu: hissiyat olarak, erdemlerimiz başımızın tacı ve dokunulmazımız mı olmalı, yoksa mizah her zaman mizahtır ve çok da şaapmamak mı gerekir? Şaapmamaktan kastım, duruma çok takılmamak, geldiği gelişine vurmak ve üstünde durmamak, o da hayatın bir gerçeği demek ve her şeyle ve herkesle dalga geçebilecek “erdem” de olabilmek. Ha bu arada, bu bir erdem mi, yoksa arogant bir tavır mı onu da bilemedim. Adam belli ki varoşlardan gelmiş ve mizahını da ezilenler, sıkıntı çekenler üzerinden yapıyor. Hem fakir edebiyatı yapıp, hem tabiri caizse, o fakirleri ezmek, bana bir garip geldi. Ofansif mizah sadece zenginlerin tekelinde olmalı, ancak onlar arogant olmanın hakkını verir gibi saçma bir denklem çıkıyor söylediklerimden, farkındayım. Ayyy amaaaaan…iyicene karıştım. Düşünüyorum da, kendimi O’nun yerine koyduğumda, ben olsam böyle bir mizah yapmazdım. Ama konu ben değilim. Ve ben zaten mizah da yapamıyorum.

Ez cümle, adam komik, aksanlı Türkçesi mizaha çok elverişli, söylediklerini anlayabildiğiniz sürece yapılan bel altı espirileri bile güzel. Kafalı biri belli ki. İnce ince düşünmüş, yaptığının farkında, zevzeklikten uzak bir zihinle karşı karşıyayız.

Utana sıkıla yazıyorum. Beğendim.

Yorum bırakın

Previous Post