Her şeyi unutuyorum. Unutmak istemediğim güzel deneyimlerimi ise, kıyamadığımdan kağıda kaleme döküyorum. Ki izi belli olsun.
O yüzden burası; kendimin kendime notları. E siz de bu durumda okuyucu olarak, şahidimsiniz. Keyifli okumalar!

Feramuz Pis!

Published by

on

Oyunu 6 Haziran 2023 tarihinde Baba Sahne’de izledik. Bence çok güzel, çok samimi bir oyundu. Hiç kopmadan izledim. Su gibi aktı. Ateş ile de sonunda yaktı. Hem güldürdü, hem duygulandırdı. Birbiri içine geçmiş, o yüzdendir ki tek başına tanımlanamayan ama özünde “kalp” kelimesinin içini hep beraber dolduran, tüm duyguları yaşattı.

Hikayesine gelince: geçim sıkıntısı yaşayan ve özel gereksinim gerektiren bir evlada sahip azınlık bir ailenin, günümüz İstanbul’undaki hayatından bir fotoğraf karesi çektik aslında hep birlikte. Başrolde Feramuz– İki yaşında bir yetişkin. Öyle tatlı, öyle yaramaz. Anne Zahide — Feramuzculuk dili ustası bir cefakar. Kardeşler Emel ve Can, atışmadan duramayan ve inanılmaz güzel– dans eder gibi kavga eden– afacan ergenler. Baba Nebil, çarpmada bir toplamada sıfır bir eleman ve şimdi ismini hatırlayamadığım – ki bu rolüyle ödül almış kahamanımız, cincoz komşu “ablamız”, o da ayrı bir emektar.

Hikayeden bahsetmeyeceğim ama, bir iki konuda yorumlarımı iletmeden geçemeyeceğim. Bence bu “azınlık” mevzusu, hikayenin can alıcı kısmı değildi. Sanki Suryani olmaları ve bundan mütevellit ortaya çıkan çatışmalar, öyle gündelik hayatta nasılsa, o şekilde geçilmişti. Çok dozundaydı, ama hikayeyle ilgili yorumları okurken, ağırlıklı bu eksende bir şeyler göreceğimizi zannetmiştim. Meğer pek değilmiş. Tadında bırakmışlar.

Bu arada oyun dört duvar oynanmıyordu. Seyircinin varlığı belliydi. Çoğu yerde (sahne, antre, metne referans) aslında bunun bir oyun olduğu zaten ima ediliyordu. Önce bir garipsedim. Gerçeklikten kopartıyor gibi geldi. İlk defa böyle bir anlatımla karşılaşmıştım. Ama sonra, samimi geldi. Olanı kabullenmek gibi.

Bir diğer husus da, gerçekle-hayal/fantezi arası geçişlerdi. Oralarda Çağdaş Tekin döktürmüş, hem hareket tasarımı göreviyle, hem de o rol icabı, ikircikli geçişleriyle. Çok çok iyiydi. Ha keza, ışık kullanımındaki geçişlerde “hayaller vs. gerçekler” derler ya, öylesi bir atmosfer yaratmışlardı ki bu geçişli anlatımı, özünde çok beğendimi söyleyebilirim. Çizgi film kahramanları, müzikler, danslar.. Ne ararsan var. Feramuz’un dünyası ne kadar renkliymiş, bu sayede öğrendik. Bizimki çok sıradan ve ezik kaldı yanında, o kesin.

Son olarak, sahnede aktif olarak kıyafet değiştirme meselesine bir paragraf açmak isterim. Önceden okumuştum ve ne olacak ki, sahnede değiştirsinler tabii diye düşünmüştüm. İzlerken de en başta normal buldum, ama 1-2-3-4. Sürekli kıyafet değiştiriyorlar. Zaten oyun olduğunu söylüyorsunuz, zaten hayal ile gerçek birbirine karışıyor, kıyafet konusunda kitabına bu kadar uygun olup, sürekli değiştirmek niye? Herkes hep sahnede olduğu için, bir yandan oyunu izlerken, bir yandan da sahne kenarındakilerinin hummalı üst değiştirmelerine şahit oluyoruz. Bu bana biraz fazla geldi. Dozunda bırakılsaymış, şahane olurmuş. Galiba oyunla ilgili tek sevmediğim taraf bu. Odağımın soyunup dökünmeye kaydığı anlar olmasaydı iyiydi.

Bir ufak nüans, yazar oyunu yanlış okumadıysam, gittiği yazarlık atölyesinde yazmış. O şekilde sahneye konmuş. Çok ilham verici bir durum. Kendisini tebrik ediyorum. Daha ilk yazılan şeyler, böylesi işlerse, yarın öbür gün, demlenince, ne yazılır çok çok merak ediyorum!

Kalemi hiç durmasın!

Yorum bırakın

Previous Post
Next Post