Her şeyi unutuyorum. Unutmak istemediğim güzel deneyimlerimi ise, kıyamadığımdan kağıda kaleme döküyorum. Ki izi belli olsun.
O yüzden burası; kendimin kendime notları. E siz de bu durumda okuyucu olarak, şahidimsiniz. Keyifli okumalar!

Eşyalı Kiralık

Published by

on

Oyunu 8 Ekim 2023 günü Apartman Sahne’de izledik. Oyunla ilgili hislerim oldukça karışık, yine de yazmaya karar verdim. Kendi skalamda nereye oturtacağıma emin olamadım sanıyorum. Bir deniyorum:

Konusunu özetleyeyim kısaca: 90’lı yıllarda, 16’larında olan, ve yazar olmak isteyen tatlış bir kızın, yalnızlığına ve hayatın akışında başına gelenlere şahit oluyoruz aslında. Ailesi yerine geçen çevresi ona bu yalnızlığında arkadaş oluyor. Kızımız Azra’nın gözünden izlersek eğer oyunu, oyun oldukça tatlı, gülümseterek izletiyor, sahne arası geçişler çok çok şeker, danslar, referanslar, koreografiler, müzikler zaten 90’lara ışınlıyor hepimizi. Evet, ortada kesinlikle bizi zaman tüneline sokan bir ruh var. Hemen yanı başımızda, iki adım ötemiz, 90’lar kokuyor, 90’lar şakıyor, cıvıl cıvıl. Apartman Sahne küçücük, çok samimi bir mekan zaten, o ruhu da çok güzel tansıtıyor ve duygu olarak da müthiş bir çocuk enerjisi var tüm hikaye boyunca. Aslında bu “çocuk enerjisi” benim şu yaşım itibariyle, hayatımda “keşke olsa” dediğim bir şey, bu açıdan kendilerini takdir ediyorum. Harika bir “damar” yakalamışlar. O oyunsuluk, süper. Bu arada yine bir minik parantez açmak isterim; bu kadar küçük bir salonda, oyuncuya bu kadar yakın oyun izlemek, bir seyirci açısından “büyük lüks”. Ben kendilerini bunca emeği, bu kadar tatlı ve karşılıksız bir çabayla sundukları için öncelikle yürekten kutluyorum. Cafe’sinden, sahnesine yürekten bir “hoşgeldin” diyen bir ortam var ve hemen parantezimi kapatıyorum.

Nerede kalmıştım? Evet, naif ve çocuk enerjili (ama kesinlikle çocuksu değil) bir oyun. Ben kendimi Azra yerine koyarak oyunu izliyorum, hoş, güzel hayaller kuruyorum kendisiyle ve fakat, sonra Azra bir noktada hikayede epey geri plana çekiliyor ve yan karakterler dallanıp budaklanıyor. İşte ben orada kopuyorum. Sonlara doğru hikayenin bu anlamda toparlanmasını biraz dağınık buldum. Çünkü Azra olarak kayboldum. Bu açıdan, finali bir çıt farklı olabilirdi kanaatindeyim.

Ben de bu arada aynen Azra gibi 90’larda ergendim, o yüzden hikayede kendimden çok parça buldum. Oynanan oyunlar, o yılbaşı gecesi kutlamaları vs. vs. Gerçekten çok şeker ve fakat, saçma derecesinde garip bir şey fark ettim tüm hikayeyi izleyince, bu sorumu bir zamanların 90’lardaki ergenlerine yöneltmek isterim:

“Acaba 90’larda yaşadıklarımız, bir miktar karton muydu?”

Bu düşünce, oyun bittikten sonra, kafamda dönüp durdu. Hani öykünürüz ya hep şarkılarla 90’lara, acaba o “olgunlaşmamış”lık mı bizi çeken yamacına? O tam “içine” girememe hali. “Bir bakıp çıkıcam” duygulara der gibi. O yüzeysellik, o bermuda şeytanı aşk üçgenleri, o televoleler. Yani bir mahsusçuktanlık. Oyunda, ortada epey bir dram var, ama ağlama yok, yine epey bir aşk üçgenleri var, ama tam bir ihtiras yok, tüm hisler havada, “bir kuple” sunuluyor bizlere, o dönemi yansıtmak istercesine. Güzel bir fotoğraf karesi. Aynen hayallerimizdeki gibi. Herhalde bir önceki paragrafta bahsettiğim o “çocuk enerjisi”, bu hisleri derinlemesine ele almamıza engel oluyor bir yandan da. Çünkü çocuklar da, derine dalmaktan hoşlanmazlar 🙂 Velhasılkelam, bu karton his, bi’ garip geldi. Gerçekten mi böyleydik, yoksa benim şimdi şimdi bunu çarpıtan zihnim mi, bilemedim.

Yine de, gençliğime selam ettim sayelerinde.

Teşekkür ederim.

Yorum bırakın

Previous Post
Next Post